Gesi Belediyesi 1965 yılında kurulmuştur.Kendisine bağlı Kuzey,Güney,Bahçeli (Efkere),Fatih (Kay-Koop) ve Cumhuriyet (İldem) Mahallelerine hizmet vermektedir.
Gesi'nin tarihi ve coğrafi yapısı itibariyle belirli bir konumda olması ve korunmasına yönelik hazırlanmış bir Nazım İmar Plan'ı bulunmaktadır.Daha sonradan yapılan ilave ve Mevzii imar planları ile imara açık alanlar genişletilmiştir.
Gesi ye bağlı toplam 6 adet köy,dairsel bir biçimde çevreye yayılmış durumdadır.En uzak köy Üskübü (Subaşı) 9 km.uzaklıkta;en yakın köy Vekse(Özlüce) ise 1 km. mesafede bulunmaktadır.
TARİHÇESİ
Kayseri'ye 18 km. uzaklıkta olan GESİ bağ ve bahçelerinin güzelliği, zümrüt gibi yeşil ağaçları,temiz havası ve suları nın bolluğu ile tanınır. ERCİYES dağı'nın doğu yönünde uzattığı kolların arasında bulunan uzun bir vadinin kenarlarında kurulan Gesi'nin tarih çesi konusunda fazla bilgi bulunmamakla beraber kasabanın güneydoğusunda bulunan KALEBÖĞRÜ denilen tepenin kuzeybatı yö nündeki mağaralar bu güzel beldenin tarihini çok aşağılara çekmekte,neolitik dönemin ipuçlarını vermektedir.Ayrıca tepenin üze rinde bulunan eski bir yerleşim yerinin kalıntıları da mevcuttur.Yine Kaleböğrü yamaçlarında iki kaya kilisenin içinde yer alan resimler ve İsa tasvirleri bu bölgenin bir Hıristiyan yerleşim yeri olduğunun sessiz kanıtlarıdır. Ünlü gezgin Charles Texier'in "KÜÇÜK ASYA SEYAHATİ" adlı eserinde de belirttiği gibi Kapadokya bölgesinde "GİSCİSSA" adlı çok önemli bir şehir vardı.Bu ismin Gesi ile benzerliğide dikkat çekmektedir. Gesi ve çevresinin,korunaklı ve savunmaya elverişli oluşu nedeni ile her dönemde önemli olduğunu düşünüyoruz.Yine Demir devrinin en önemli höyüklerinden biri olan ve Hitit çağı (M.Ö. 1800-1200),Geç Hitit çağı (M.Ö. 1200-700) ve Frig çağı (M.Ö. 800-650)dönemlerini yaşayan Asur ticaret kolonileri merkezi KANİŞ-KARUM'a olan coğrafi yakınlığı,bu önemi daha da arttırmaktadır Türkler'in Anadoluya gelişleri ile bölgede Türkler'inde etkinliği başlamıştır.Balıklı denilen bölgeden kafileler halinde ge lerek Gesi'ye yerleşen Türkler,burada zaten var olan Ermeni ve Rumlarla ortak bir sosyal yapı oluşturmuşlardır. Danişmentoğulları'ndan Gümüştekin zamanında 500 Hicri tarihli bir vakfiyenin metinlerinde Gesi'nin "KARYE-İ GASSİ" olarak yazıldığı görülmektedir.Osmanlı döneminde Gesi,KORAMAZ nahiyesine bağlı bir Bucaktır.Yerleşik halkın % 75'i Gayri müslimdir.Bu dönemde Gesi'de arpa,buğday,bağ,bostan,meyve ve ceviz önemli ürünlerdir,bunun yanısıra hayvancılık ve arıcılık ta önemli bir yer tutmaktadır.15. ve 16. yüzyıllarda Gesi de 6 tane değirmen bulunmakta idi vergi hasılatı ise 2210 akçesi cizye olmak üzere 15.520 akçe idi. Yine Osmanlı döneminde en az Gesi kadar tarihleri eski olan;hem isimlerinden hem de barındırdıkları kalıntılardan da anlaşılacağı üzere Rum-Ermeni ağırlıklı olan köyleri ;ÜSKÜBİ,KİÇİ BÜRÜNGÜS,VEKSE,NİZİYYE,DİMİTRE,DARSIYAK (Nekşama),ISPIDIN'dır.Buralarda yaşıyan Rum,Ermeni ve Türk'lerden oluşan sosyal yapının %95'i gayri müslimdir.Yine Gesi nin çok büyük bir mahallesi olan Efkere de bulunan iki kilise ve eğitim ,öğretim de büyük bir işlevi olan manastırla Darsıyak Yanartaş Rum Kilisesi ve manastırı,bu bölgenin gayri müslimler açısından da hem dini hemde kültürel bir merkez olduğunun gös tergesidir. Cumhuriyet dönemine kadar bu sosyal yapı etkinliğini sürdürmüş,azınlıkların ayrılması ile Cumhuriyetin ilanının ardından tamamen Türklerden olan bir yapıya bürünmüştür.20. yüzyılın başından itibaren zaten bucak merkezi olan olan Gesi'nin bu nite liği devam etmiş,1965 yılında da Belediyesi kurulmuştur Kendi iç dinamiği ile yaşayan ve kendine özgü doğal dokusunu bozmayan Gesi 90 lı yıllardan itibaren toplu konut alan larına arazilerini açmış,doğal dokusunun bozulacağı temiz havası ve sularının kirlenip yok olacağına dair kuşkular Gesi'yi seven lerin büyük bir kesiminde çoğalmıştır.
Bilgiler Merhume Işık Füsun ÖZKUL'dan Alınmıştır
COĞRAFİ YAPI
Vadi arasında engebeli bir arazi üzerine kurulu olan Gesi yeryüzü şekilleri açısından iki bölümden oluşur,Kuzey mahallenin büyük bir bölümü,Sarısöğüt,Evlek adı verilen kesimler düz bir ova görüntüsü sunarken,Güney Mahalle, ortasından büyükce bir dereyle ikiye ayrılan vadinin yamaçlarına kademeli olarak yerleşmiştir. Orta Anadolu bozkır karakterli bitki örtüsü Gesi de sanki Karadenizden koparılıp oturtulmuş zengin yeşilliklerle kesintiye uğrar.Gesinin bu önemli özelliği,burayı günümüzde dahada hızlanan bir sayfiye yeri haline getirmektedir. Güney ve Kuzey Mahalle,Gesi de geleneksel dokuyu küçük bozul malarla devam ettirmekte olup,yeni kurulan ve ovaya açılan mahalleler belli bir plan disiplininden yoksun, çağdaş görüntüden uzak karmaşık ve doğal yapısına aykırı kişiliksiz bir görüntü sergilemektedir.
İKLİM
Gesi de Kayseri ilinde olduğu gibi Bozkır iklimi egemendir.Yazlar kurak ve sıcak,kışlar soğuk ve yağışlıdır.İklim özellikleri yükseltiye bağlı olarak yer yer farklılıklar gösterir.Güney Mahalle tarafı vadinin soğuğu kesen kısmında yer aldığı için ve yöne bağlı olarak daha ılımanken,Kuzey Mahalle ve düzlüklerde oluşan mahalleler daha soğuk ve rüzgarlıdır Bağlı bulunduğu Kayseri ile arasındaki yaklaşık 250 mt. lik yükseklik farkından dolayı sıcaklık ve soğukluk bakımından yaklaşık 5-6 derece fark vardır.Buna bağlı olarak Ağaçların uyanma zamanı 15 günlük farka tekabül eder.
SOSYO EKONOMİK YAPI
Gesi,geçmişte olduğu gibi günümüzde de konut fonksiyonu ve bağ-bahçe tarımı ile, giderek yok olmaya yüz tutmuş hayvancılığın panoramasını çizer.Daha çok orta ve alt gelir kesiminin yaşadığı Gesi de,üst gelir kesimi yoğunluk Ankara ve İstanbul olmak üzere büyük kentlerde yaşamaktadır.Bu kesim yaz aylarında ve dini bayramlarda kısa süreli olarak Gesi'de kalmakta; ya geleneksel evlerinde tadilat yapıp,yada ekonomik güçlerini kullanarak yaptırdıkları gelenekten ve Gesi'nin yapı dokusuna aykırı "lüks" evlerde barınmaktadırlar
Özellikle son on-yirmi yılda yaşanan şehirleşme ve kente göçe bağlı olarak Gesi'de sosyal yapı da değişmeye başlamıştır.Gesi'li kesim daha çok geleneksel dokudaki Kuzey ve Güney mahallelerde kalmıştır.Aile yapısının değişmesine bağlı olarak artık "bir arada çok nüfuslu aile" yapısı terkedilmiş,özellikle Evlek ve Sarısöğüt civarında yeni evlenen ve mevcut evlerine sığmamalarından dolayı ayrılan,bunu yanı sıra ise geleneksel eski yapılarını beğenmeye rek yeni bina yaptıranların oluşturduğu mahalleler kurulmuştur.Bundan dolayıdır ki Gesi'nin geleneksel dokusundaki nüfus ve buraya olan ilgi giderek azalmaktadır.
Genelde durağan bir ekonomik yapısı olan Gesi'de günübirlik ticaret ve hizmet sektörü ön plandadır.Üretici kesimin çoğu Kayseri'de çalışmaktadır.Geçmişte tarım ve hayvancılığın çok önemli bir yer tuttuğu Gesi'de tarla tarımına açık bir çok alan yerini maalesef konut ve toplu konut uygulamalarına bırakmaktadır.Ancak geleneksel niteliklerin henüz pek bozulmadığı ilk yerleşim alanlarında bağ ve bahçecilik azalarak sürdürülmektedir.Acı olanı Gesi'nin simgesi haline gelmiş ,Gesi ile özdeşleşmiş Bağları,özellikle bu işi adeta görev edinmiş yaşlı nüfusun giderek azalması gençlerinde pek rağbet göstermemesi,çeşitli şekillerde miras kaygıları ve özellikle Yerel Yönetimlerin basiretsizliği nedeni ile şu anda fazla olamamakla birlikte yavaş yavaş yok olma yolunda ilerlemektedir.
BİTKİ ÖRTÜSÜ
Gesi'nin bitki örtüsü tepelerde bozkır (step) şeklindedir.Ova bölümünde ise ekilip dikilen aktif tarım alanları dışında kalan alanlar da bozkır bitki örtüsü özelliği gösterir. Gesi vadisi ve ortasından akan suyun her iki yanı ise bahçelerle kaplıdır.Bahçeler GEDİNE veya GETNE olarak adlandırılan taraçalar şeklinde düzenlenilmiştir.Yukarı dere, Kayabaşı, Aşağı dere, Bılıysın,Kule(Gule),Camız gölü(Harman) ve Efkere Bağları olarak 7 havalide incelenen bahçelerde (Geside bahçelere bağ adı verilir) Elma,Armut,Ceviz,Erik,Kayısı, Kiraz,Vişne,Dut ve Gilaboru en yaygın çeşitlerdir. Ayrıca su yataklarına yakın yerlerde vadi boyunca Söğüt, Kavak ağaçlarıda bol miktarda yetişir.Küçük Böğürtlen çalıları,Yasemin,Yaban Gülü(Kuşburnu),Alıç,Fındık ta diğer türler arasındadır.
Yonca, Otlak ve Çayırlar ise genellikle zemini kaplayan bitki örtüsüdür.Üzüm Bağları ise Nize ,Ispıdın,Vekse açıklarında ve Karatepe yamaçların da yer alır.
KUŞLUKLAR
KUŞ EVLERİ(GÜVERCİNLİKLER)
Mimarimizde ayrı bir yeri olan Kuş Köşkleri,Kayseri'nin yakın çevresi olan GESİ'de ve bağlı olarak Darsıyak,Nize,Efkere köylerinde çok farklı bir şekilde ortaya çıkar. Ağırlık olarak Darsıyak yöresinde yoğunlaşan bu yapılara halk arasında KUŞLUK veya GÜVERCİNLİK adı verilir.Güvercinliklere mekan olarak Gesi'de,Efkere,Nize ve Darsıyak'ta tepelerin yamaçları ve yüksek alanlar seçilmiştir.
Güvercinliklerde iki şekilde yapılanma görürüz
Bu tipin önü kare,arka tarafı daireseldir.
Bu tip ise kare planlıdır.
Birinci tip Güvercinliklerde moloz taş kullanılır ken,ikinci tip kare planlı olanlarda sal adı verilen dik dörtgen taşlar ana malzemedir.Her iki tiptede Burç adı verilen kısımda sal taşlar ;kare gövdeli olan tipte kade meli,dairesel tipte ise enine dizilişte kullanılmıştır. Güvercinliklere kuşların girişi,üst kısımda yer a lan ağız'dan sağlanmış,insanların girişi için ön cephenin ilerisinde tünel şeklinde girişler yapılmıştır.Tünel şeklin de olan bu girişler zeminin altında kalan kare şeklin de ki odalara bağlantıyı sağlamaktadır.Bu odaların duvarları TAKA olarak adlandırılan oyuklarla doludur , takalar güvercinlerin yumurtlama ve barınmasında kullanılmakta dır. Güvercinliklerin yapılış amacı hayvanın etinden , gübresinden yararlanmaktır.Ayrıca buralardan elde edi len gübrelerden İstiklal savaşı yıllarında barut imalinde yararlanılmıştır. Güvercinliklerin sağlam yapıları ve ıssız yamaç larda ki gizemli görünümlerinden ise etkilenmemek müm kün değildir
GESİ BAĞLARI ÖYKÜSÜ
Bu Türkü Kayseri'nin yerli marşı gibidir.Ama özellikle Geside yedisindenyetmişine herkesin ama herkesin bilmesi gereken ve büyük çoğunluğununda bildiği,neşede de,hüzünde de dillerden düşmeyen, o söylenmeden düğünler'in olmadığı bir türküdür GESİ BAĞLARI.Öyküsü hakkında farklı anlatımlar olmasına rağmen şimdi anlatacağımız öykü akla ve türkünün tema'sına en uygun olanıdır.Türküde işlenen tema Gurbet,Hasret ve Anne sevgisi üzerinedir.Türküde uzak bir yerden Gesiye gelin gelen kızın Annesine karşı duyduğu hasret dile gelir
Haberleşmenin ve ulaşımın çok güç olduğu devirlerde evlenip Gesiye giden gelin uzun bir müddet Annesinden haber alamaz,e koca evi bu, zaten ulaşım da kısıtlı, ki kalksın Annesine gitsin kimselerede soramaz,neticede Anne hasreti ile kavrulup durur.Üstelik kocası da çalışmaya gurbete gitmiştir,kocasının ailesinin de kötü davranması karşısında iyice bunalan gelin duygularını dizelere vurmuştur.
Gesi Bağlarında üç ırgat işler Anamdanmı gelir şu uçan kuşlar Analar doğurur ele bağışlar Atma anam beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansın derdime
Bu dizelerdeki ince,sade,içli ve duygulu sözler sıradan Anadolu insanımızın değme şairlere taş çıkartacak özelliğini de ortaya koymaktadır.
Gesi Bağlarının gülleri mavi Ayrıldım anamdan gülmeyim gayri Alımı yeşilimi giymeyim gayri Yas tutsun ellerim kına yakmayım Kör olsun gözlerim sürme çekmeyim
Yine türküde Annesinin bir tek selamına güvenen veya kendisini hatırlamasını isteyen gelin anne sevgisini ve hasreti şöyle anlatır:
Şu görünen bahçem'ola bağ'mola Şu dağın ardında anam var'mola Oturur da beni anar'mola Gel otur yanıma başımın tacı Ayrılık günleri ölümden acı
*** Şu dereden akan bulanık seller Derdim içerim de ne bilsin eller Oturup ağlasam divane derler Örtün pencereyi esmesin yeller Bu gün efkarlıyım bilmesin eller
Bu arada gelin gurbete çalışmaya giden kocasına serzenişini ve ona olan ihtiyacını şöyle dile getirir:
Gesi bağlarına indi bir firenk Ah çeker ağlarım anam dayanmaz yürek Gönderin yarimi o bana gerek Gel otur yanıma çektiğim yeter Ayrılık hasreti ölümden beter ***
Gesi bağlarında kaynar kum idim Fener gibi yanan anam mum idim Evel Allah yarim sensin benim ümidim Gel otur yanıma hallerimi söyleyim Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim
Babasız olarak gelin oluşu,kardeşlerinin ekmeğini yiyerek yetişmesi ,koca evinde başa kakılınca duygulanan gelin alın yazısı hakkında serzenişlerini şöyle dile getirir:
Gesi bağlarında tokaştım taşa Gardaş ekmeğini kakarlar başa Yetirip çalıştım emeğim boşa Ne deyim de ağlayım alın yazısı Kader böyle imiş onmaz bazısı
İşte bu içten ezgileri dinleyipte duygulanmamak mümkünmü.Geçmişte özellikle merhum Ahmet Gazi AYHAN'ın yorumu ile başlayan ve çeşitli sanatçılarla birlikte günümüze kadar gelen bu türkü halen değerini koruyarak zevkle dinlenmektedir.Ayrıca türkünün temasının hasret ve gurbet duygusu değilde iki sevgili hasreti gibi gösterilen ve uydurularak türküye atfedilmiş yüzlerce deyiş halen halk arasında söylenmektedir.
KALE
Halk arasında Kale olarak bilinen mevkii,Kale Böğrü adı verilen tepenin üzerinde bulunan Bizans dönemine ait savunma amaçlı Kale kalıntılarından dolayı bu adla anılmaktadır. Kale'nin üzerine inşaa edildiği tepenin bulunduğu konumu dört bir taraftan gözleme amacına son derece uygun olması,bu alanın seçilmesinde etkili olmuştur. Günümüzde kaleden temel ve duvar kalıntıları dışında hiç bir şey kalmamıştır.
MAĞARALAR
Gesi de mağaralar daha çok bulundukları tepelerin kuytu,korunaklı ve kayalık yamaçlarında karşımıza çıkarlar.Derindere olarak adlandırılan mevkiinin doğu yönünü çevreleyen tepenin kayalık yamaçlarında çok sayıda mağara ve inle karşılaşırız.Güneye bakan bu mağara ve inler özellikle barınma ve saklanma amacına yönelik yerleşim izlerini taşırlar.Aynı zamanda Gesi'nin tarihinin neolitik dönemlere kadar indiğine tanıklık ederler. Bu tip mağara ve inlerin yoğun şekilde yer aldığı diğer bir alan da Aşağıdere olarak bilinen mevkiinin doğu yönündeki tepenin yamaçların da yer alırlar. Mağaralar Kale Böğrü tepesinin batı yamaçlarında daha farklı işlevler kazanmış olarak kendilerini gösterirler.Burada yer alan mağaralar Dini amaçlara yönelik Kaya Kiliselerdir.Bir çoğun da Apsis ve oturma alanları hala ayaktadır.İsa ve havarilerini konu alan İncil den sahnelerin betimlendiği duvar Freskleri ise bilinçsizce tahrip edilmiş olmalarına rağmen,yer yer renk ve biçimlerini sezdirmektedirler.
HAMAMLAR
Hamam Güney Mahalle ÜÇHAVUZLAR caddesi üzerinde olup halen kullanılmamakta ve harap vaziyettedir.Eser'in ne zaman ve kimin tarafından inşaa edildiği bilinmemektedir. Tek hamam olarak inşaa edilen eser eyvansız ve halvetsiz küçük bir taşra hamamıdır.Hamam batıdan doğuya doğru,bir ön mekan,soyunmalık,sıcaklık,sıcaklığın güneybatısında tuvalet ve traşlık ile kuzeydoğu yönündeki su deposu ve külhandan oluşmaktadır.Ön mekanın üzeri ahşap,soyunma ve sıcaklık mekanlarının üzeri kubbe,su deposunun üzeri beşik tonoz,külhan ve tuvaletlerin üzeri düz damdır.Hamamın yapımında kaba yonu ve moloz taş malzeme kullanılmıştır.
KİLİSELER
Geçmişte Gesi bağlı bulunduğu Kayseri merkezinde olduğu gibi,farklı dinlerle mezheplerin harmanlandığı bir kültür mozayiği oluşturur.Farklı etnik köken ve dinlere mensup Gesi halkı,uzun bir süre birbirlerinden etkilenerek barış ve uyum içinde yaşamışlardır. Cumhuriyet döneminin ilk yılları da dahil olmak üzere Rum,Ermeni ve Türkler hem ayrı ayrı hem de aynı mahallelerde birlikte yaşamışlardır. Böyle bir Sosyal ortamın doğal sonucu olarak ta Kilise ve Camiiler yan yana yer almışlardır.Bu bağlamda Gesi ve çevresinde biri tamamen yok olmuş dört önemli Kilise ile karşılaşmaktayız.
SURP GARABET MANASTIRI
Ermenilere aittir ve EFKERE BÜYÜK MANASTIRI adıyla da anılır.Düzgün kesme taştan yapılmış,haçvari planlı yapının zemini renkli mozayıklarla kaplıdır.Garabed Manastırı'nın en önemli özelliği,dini ayin ve ibadet merkezliği yapmasının yanında,büyük bir eğitim ve öğretim kurumu olma işlevini de üstlenmesidir. Döneminin en önemli din adamları,piskoposlar burada eğitim görüp mühim görevlere atanmışlardır.Bu manastır Hıristiyanların merkezi bir okuludur.Bu manastırın maalesef şu anda tamamına yakını yok olmuş vaziyettedir.
SURP DANİEL MANASTIRI
Ermenilere ait olan bu yapı da Hıristiyanların önemli bir ibadet mekanıdır.Daniel Manastırı özellikle Bala-Gesi(Belasi) sakinlerinin ibadetleri için inşa edilmiştir. Düzgün kesme taştan yapılmış,özenli taş işçiliği ve bitkisel süslemeleri ile dikkati çeken yapının kapısı kapalıdır.Orta bölümü kapatan yüksek kasnaklı kubbe yıkık durumdadır.Yuvarlak kemerli üçlü pencerelerden göründüğü kadarı ile iç duvarlar sıva ile kaplı olup üzerleri İsa ve Meryem tasvirleri ile süslüdür.Giriş kapısının üzerinde de üçgen şeklin de alınlık yükselmektedir. Bu manastır da bir kısmı tahrip edilmesine rağmen büyük bir kısmı ile ayakta durmaktadır ama bir çoğunda olduğu gibi bakımsız durumdadır.
YANARTAŞ RUM KİLİSESİ
Gesi'nin DARSİYAK (Kayabağ) köyünde yüksekçe bir tepeye inşa edilmiştir.Rumlara ait merkezi planlı bir yapıdır.Kilise'nin dış çevresini büyük bir kısmı yıkılmış olan ihata duvarı kuşatır.Bu duvar da büyük bir kapı şeklinde ana giriş mevcuttur.Kilisenin ibadet mekanına esas giriş batı yönündedir.Yuvarlak kemerlerle bağlanan altı kolonun taşıdığı tonozlu,kemerli revak kısmından sonra dikdörtgen şeklinde bir kapı ile kilisenin içine girilir.Revakların üzerinde de üçgen şeklinde alınlık yer alır. Kilise'nin içinde altı sütun bulunur.Bunların dört tanesi merkezi kubbeyi taşımak amacı ile inşa edilmiştir.Ancak kubbe'nin üzeri yıkılmıştır.Yapının iç dekorasyonu sıva üzerine yapılmıştır.Dekor da İsa,Meryem ve Melek figürleri kullanılmıştır.Kilise'nin dış cephesinden de görüldüğü gibi yapı düz atkılı,iki katlı pencere sistemi ile aydınlatılmıştır. Bu Kiliseye ismini veren yanartaş dönemin kilise papazı tarafından Hıristiyan halktan toplanan paralarla Rusya'dan getirtilmiştir.Son derece değerli olan yaklaşık iki insan boyundaki bu taş,üçgen alınlığın üst kısmında yer almakta olup,özellikle geceleri ay ışığının yansıması ile köy üzerine değişik ışıklar saçmakta imiş.Köyün yaşlı insanlarının kendi büyüklerinden dinleyerek ilettikleri bu öyküye göre Rumlar nüfus mübadelesi sırasında giderken bu taşı da söküp götürmüşlerdir.Taşın elips şeklinde ki oyuğu yapı üzerinde görülmektedir.Yanartaş Rum kilisesi'nin malzemesi düzgün kesme taş ve demirdir.Yapının bağlantı yerlerinde,çatısında,kemer aralarında demir büyük bir teknik ustalıkla kullanılmıştır.Bu kilise'nin yapım tarihi 1837 dir. Gesi de ki kiliseler nüfus mübadelesi sırasında yıkılmış,ayakta kalanlar ise yok olmaya yüz tutmuştur.Rumlar için geçerli olan bu durum,Ermenilerinde göç etmesi ile onlara ait kiliseleri de aynı duruma düşürmüştür. Bir zamanlar barış ve uyum içinde yaşayan ve birbirinden kültürel olarak etkilenen toplumların ürünü olan bu değerler bakımsızlık,talan ve ilgisizliğe rağmen hala kurtarılmayı beklemektedir